Köylü şehire odun getirdi. Köylünün boynunda çıban vardı. Köylü yere yıktığı odunların başında duruyor, parmaklarıyla boynundaki çıbanı sıkıyordu.
Birdenbire bir gözlüklü efendi geldi. Efendinin gözlükleri vardı.
— Dayı odunları satıyor musun? O boynundaki ne?..
— Buna çıban derler efendi. İnsanın boyun kökünde biter.
— Odunları ucuza verirsen boynundaki çıbanı alırım, ben doktorum.
Köylü sevindi, karısı gençti ve böyle kocaman bir çıbanla hatunun koynuna girmek pek de yakışık alınıyordu.
Odunu büyük bir apartmanın avlusuna götürdüler. Efendi dedi ki :
— Biraz bekle, girip kömürlüğün kapısını açtırayım. Çıbanını kesmek için senden üç lira alacağım. Eğer başkası olsaydı beş liradan aşağı yapmazdım bu işi.... Halbuki senden yalnız üç papel...
— Allah razı olsun efendi, dedi köylü, benim de odunlar halis çam, çıra gibi. Sana daha getiririm.
Gözlüklü efendi apartman kömürlüğünün anahtarını bulmak için kapıcıyı aramaya gitti.
Başka bir efendi peyda oldu. Onun da gözlükleri vardı. Köylüye yanaştı, dedi ki:
— Merhaba dayı, odun mu satıyorsun?
— Sattım bile, çıbanımla birlikte sattım. Senin gibi bir gözlüklü efendi aldı odunları. Çıbanımı kesecek, ben de ona üç kayme vereceğim.
—Ben de doktorum yahu. İnsanları kesmesine ben de keserim. Hem de öyle pahalı değil, bir buçuk lira verince.
— Eh öyle ise, âlâ, odunları sen alırsın, hem de ne odun, çıra gibi.
— Aldım gitti, yalnız biraz bekle, şu bizim kömürlüğün anahtarını bulalım, dedi ve ikinci gözlüklü efendi gitti...
Birinci gözlüklü efendi geldi :
— Haydi dayı, odunları al bakalım kömürlüğe.
— Ben onları başkasına sattım.
— Nasıl olur, seninle anlaşmadık mı?
— Anlaştık anlaşmadık, canım kime isterse ona veririm. Hem sen benden çıbanı kesmek için üç kayme istiyordun, o bir buçuk kaymeye razı oldu. .
— Bir buçuk mu, ya? Öyleyse ben senin çıbanını bedava keseceğim, izzet-i nefis meselesi bu...
— Eh, öyle ise odunları gene sana veririm.
Köylü odunları yüklendi ve birinci gözlüklü efendinin peşinden kömürlüğe doğru giderken ikinci gözlüklü efendi ile karşılaştılar :
— Odunları nereye götürüyorsun dayı? Hani bana satmıştın?
— Vazgeçtim, canım kime isterse ona satarım, hem bu efendi benim çıbanı bedava kesiyor.
— Ya.. Bedava mı?.. Öyleyse, iş mademki inada bindi, izzet-i nefis meselesi oldu, odunları ver bana, ben hem çıbanını bedava keserim, hem de üstelik elli kuruş veririm.
— Eh öyle ise odunları sen alırsın.
Birinci gözlüklü efendinin gözlüğü düştü burnundan. Kıpkırmızı bağırdı : ,
— Dur acele etme, ben üstüne üstlük yüz kuruş veriyorum.
Köylü şöyle bir düşündü dedi ki:
—Yüz kuruş. Şunu hele biraz daha arttır. Böyle bir çıban nerede bulacaksın.
İkinci gözlüklü efendi:
— O yüz kuruş veriyorsa, ben iki yüz veriyorum.
Birinci atıldı:
— Benden üç yüz... Mademki izzet-i nefis meselesi oldu...
İkinci atıldı:
— Benden dört yüz... Benim izzet-i nefsim sizinkinden aşağı değil ya..
Köylü şöyle bir düşündü:
—Altı kayme verenin üstünde kalıyor. Böyle çıban, böyle odun, aşağı veremem.
İkinci gözlüklü müzayedede kazandı. Köylü odunları onun kömürlüğüne attı. Altı kaymeyi aldı, fakat çıbanı kestirmedi.
Bir saat sonra köylü handa idi. Hemşehrisiyle konuşuyordu:
— Dağda odun yapıp şehre getirme, kardeşim, boynunda benim gibi çıban büyüt, şehirlilerde böyle “izzet-i nefis” oldukça gül gibi geçinir gidersin.
| Works by this author are in the public domain in countries where the copyright term is the author's life plus 62 years or less. cs | de | en | eo | es | fr | he | pl | ru | zh |