Gözünde hiç arpacık çıktı mı, iki gözüm?.. Çıkmadı mı?.. Bahtiyarsın doğrusu, efendiciğim. Vallah billah bahtiyarsın!..
Benim sol gözüm, bir arpa tarlasıdır sanki... Arpacıkların biri batar, biri çıkar, biri batar, haydi bir tanesi daha çıkar...
Şu gözümdeki arpacıkların köküne kibrit suyu çalmak için, neler vermezdim be birader, neler vermezdim!..
Mesela: Belediye Meclisi’ne aza olsaydım, istifa ederdim. Mebus olsaydım, yeni intihabata namzetliğimi yeniden koymazdım, bir valilikle geçinir giderdim... Tek şu gözümde arpacık çıkmasın...
Tek gözümde arpacık çıkmasın da, hem mübadil, hem gayri mübadil olmaya razıydım... Refik Ahmet olup, Klod Farer yüzünden, burnumun direğini kırdırmaya razıydım... Hatta ve hatta “Bioks” diş macunu ilanlarına resmimi bastırıp gazetecilerin diline düşmeye razıydım be birader, vallah billah razıydım...
Şu arpacık yüzünden başıma ne haller geldi benim?
Anlatayım da bakın:
Bundan bir sene evveldi... Sol gözümde gene müthiş bir arpacık çıkmıştı, efendim... Ama ne arpacık!.. Nah!.. Şu baş parmağım kadar... Şiştikçe şişti, büyüdükçe büyüdü, kabardıkça kabardı. Gözüm kapanıyordu...
İlaçların envaını yaptım. Olmadı... Duaların envaını okuttum olmadı... Nihayet karşıma bildiklerden biri çıktı:
— Bu ne hal be iki gözüm, dedi... Sana iki tavsiyede bulunayım, derhal yap... Bak bir şeyciğin kalmaz...
— Hay yaşayasın, dedim, yap şu tavsiyelerini, Allah Muhammet aşkına!..
— Evvela, dedi, sizin evde kedi var mı?..
— Var, »dedim, ama ne münasebet?..
— Münasebeti sonra anlarsın... Sizin evde çamaşır sepeti var mı?..
— O da var, dedim, ama ne münasebet?..
— Onun da münasebetini şimdi anlarsın, dedi... Dinle biraz, sabret hele, dedi... Kediyi yakalarsın...
— Eeeee? dedim...
— Kediyi yakalarsın ve sol ön ayağının dirseğiyle...
—Kimin sol ön ayağının? dedim...
— Kimin olacak, elbette senin değil! Senin hem önünde, hem arkanda ayak yok ya!.. Kedinin sol ön ayağının dirseğiyle kırk defa arpacığının üstüne vurursun...
— Eeeee? dedim...
—E’si.. Mutlaka geçer... Yok geçmedi… İkinci çareye tevessül...
— Yani...
— Evdeki çamaşır sepetini alırsın...
— Eeeee? dedim.
— Çamaşır sepetini kafana geçirirsin...
— Eeeee? dedim...
— Çamaşır sepetini kafana geçirirsin. Başlarsın kırk defa, makamla söylemeye: Çıkacaksan bu kadar çık! .. Çıkmayacaksan hiç çıkma!.. Çıkacaksan bu kadar çık!.. Çıkmayacaksan hiç çıkma...
— Eeeee? dedim...
— E’si, dedi... Arpacık çamaşır sepeti kadar çıkamaz elbette.
— Eee? dedim...
— E’si, dedi, küser, hiç çıkmaz.
— Ya çıkarsa...
— Çıkmaz, dedim ya, dedi...
Ve, iki gözüm, dosttan reçeteyi aldık ya, koştum eve... Kediyi yakaladım evvela... Dirseğiyle kırk defa gözüme vurdum... Arpacık, sen misin, demedi... Bir kırk defa daha vurdum kedinin ayağını... Gene fayda yok... Bu sefer aldım çamaşır sepetini... Geçirdim kafama, başladım odanın ortasında, kafamda sepet zikretmeye:
— Çıkacaksan bu kadar çık!..
Çıkmayacaksan hiç çıkma!..
Fi zamanına, serde biraz da dervişlik olduğundan... Coştum, geçtim kendimden...
Benim bir komşum vardır... Aramızda bir geçmişimiz oldu... Herif beni pencereden gözetlemiş... Gitmiş karakola: “Her gece kafasına sepeti geçirip zikrediyor,” diye haber vermiş... Haftasında evi polisler bastı... Kafamda sepetle beraber sepetlediler beni, iki gözüm... Haydi merkeze... Neyse merkezde derdimizi anlattık... Bitkin eve döndüm... Bir de ne bakayım?.. Sağ gözümde de, korkudan olacak, bir arpacık çıkmış...
Size tavsiye ederim, efendiciğim, gözlerinizde arpacık varsa, bir de size garez komşunuz varsa, serde de müritlik varsa, arpacığı çamaşır sepetiyle tedaviye kalkışmayın hal.. Sonra işiniz iştir!.. Alimallah!..
| Works by this author are in the public domain in countries where the copyright term is the author's life plus 62 years or less. cs | de | en | eo | es | fr | he | pl | ru | zh |