Şu fani dünyada, cancağızım, ne garibeler var da, ne garibeler var!.. .
Garibelerden murat: Amerika’da milyoner bir hatunun, kocasını jilet bıçağıyla kestikten sonra, ölüsünün başucunda yedi gün yedi gece dansedip kırk gün kırk gece ağlamış olması değildir... Sinema yıldızlarından bilmem kimin, zayıflamak için, altı sene uyku uyumadığını da garip bulmuyorum cancağızım... Yangınları susuzluktan, milleti tifo hastalığından kırıp geçiren İstanbul Terkos Şirketi’nin hâlâ feshedilmemiş olması da garip gelmiyor bana, doğrusu...
Milyoner karı kesmiş kocasını, keser a!.. Kestikten sonra başucunda yedi gün yedi gece dansetmiş, eder a!.. Kim bilir, zavallı hatuncağız herifin elinden neler çekmiştir!.. Danstan sonra kırk gün kırk gece ağlamış, ağlar a!.. O, ağlamasın da, ben mi ağlayayım, cancağızım!.. Amerika hâkimlerine para yediremezse, soluğu elektrikli koltuğun üstünde aldığının resmidir, hani?..
Sinema yıldızı zayıflamak için altı sene uyku uyumamış, uyumaz a!.. Ben, cancağızım, kendimi bildim bileli uyku uyuyamıyorum... Kışın soğuktan, yazın tahtakurusu, pireden gözümü kırptığım yok, efendiciğim...
Terkos Şirketi yangınlara su vermezmiş, vermez a!.. Su onun!.. Millete tifo aşılıyormuş. Seni zorlamıyor a, Terkos suyu içmeyiver a efendim! Şirketi feshetmiyorlarmış!.. Etmezler a, sana ne cancağızım!..
Ne kocasını jilet bıçağıyla kesen Amerikalı karı, ne altı sene uyku uyumayan yıldız, ne de Terkos Şirketinin hali garip gelmiyor bana, iki gözüm... İlle ve lakin kendi başımdan bir hal geçti, garibe diye ona derler işte.
Ben cancağızım, geniş düşünürüm, senin anlayacağın... Ne mahalle kahvesinde oturup elâlemin girdisini çıktısını dikiz ederim, ne de belediye intihabatında kafa göz yararım...
Eh, bu ölümlü dünyada hep bekâr yaşayacak değiliz a!.. Kumrular bile çift çift geçinip giderler... Kumru kadar olamayacak mıyız, dedim, bir hatun peydahladım... Şöyle bana göre, karınca kaderince bir hatuncağız... Başladık beraber ömür sürmeye...
Bir altı ay geçindik... Aramızda nikâh filan yoktu. Nasıl olsa imamlardan sıtkım sıyrılmıştı. Ubeydullah Efendiye de müracaata üşendim, doğrusu, cancağızım. .. Bizim hatun bir manifatura mağazasında tezgâhtardı. Ayda kırk papel getiriyordu eve!.. Ben de bir altmış beş, yetmiş lira bırakıyordum piyasadan. Gül gibi geçinip gidiyorduk, iki gözüm...
Günlerden bir gün, bizim hatun, alı alına moru moruna, ateş püskürerek çıktı karşıma:
— Sen, dedi, beni metres gibi kullanıyorsun!.. Herkes bana namussuz diyor. İlle de nikâh isterim...
Amandı, zamandı, şalabansın, balabansın, karıya meram anlatamadık...
Duvarlara ilanlar astırdık, falan filan ettik, gittik Ubeydullah Efendiye, deftere yazıldık...
Nikâhın kıyıldığının ertesi günü, bizim hatun işe gitmedi...
— Ben, dedi, senin nikâhlı karınım, bana bakmaya mecbursun kanunen!
Şimdi, iki gözüm cancağızım, bizim nikâhlı hatun elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Onu yediren, içiren, giydiren, besleyen bendenizim... Yani senin anlayacağın asıl şimdi nikâhlı hatunum, bana metreslik ediyor... Oysaki, herkes ona namuslu kadın diyor, şimdi...
Nikâhta keramet var cancağızım! Dünya garibelerle dolu iki gözüm, garibelerle dolu.
| Works by this author are in the public domain in countries where the copyright term is the author's life plus 62 years or less. cs | de | en | eo | es | fr | he | pl | ru | zh |